(Çınar Altında Büyüyen Hayaller Part 1)
Melda aslında birey olmayı bırakmamıştı hiçbir zaman. Babasının teşvikiyle öğretmen lisesine oradan da yine şehirde bulunan üniversiteye gitmişti. Babası mezuniyetini göremese de onun hayal ettiği birisi olmuştu Melda.
Acaba bu onun gerçekten istediği bir şey miydi yoksa sadece babasını memnun etmek için mi tüm bunları yapmıştı bilmiyordu.
Gerçi mesleğinden de yaşadığı hayattan da oldukça mutluydu. İyi eğitim almıştı ve kendi fikirlerine benzer, hayata aynı pencereden bakabildiği sevdiği bir adamla evlenmişti. Şimdi çocuklarını da kendi doğrularıyla yetiştiriyorlardı.
Babası da ölünce Melda’nın kasabada kimsesi kalmamıştı. Annesi Melda daha ufak bir çocukken ölmüştü ve babası hiçbir akraba ile görüşmezdi zaten. Eğitimini tamamlayınca ve eli ekmek tutunca babadan kalma o kasabadaki küçük evi yavaş yavaş elden geçirmeye başlamıştı.
Kocasıyla da şehirde tanışıp evlenmiş kendilerine orada bir yuva kurmuşlardı. Sonra çocukları olunca onları şehirdense ufak bir kasabada büyütmenin nispeten köy okulu sayılacak az mevcutlu genç ve idealist öğretmenlerin onlar için daha faydalı olduğuna karar verip baba evine dönmüşlerdi.
Mutluydu burada aslında ama bazı şeylerden feragat etmişlerdi tabii. Mesela kendisi bir yazar olduğu için tüm yazar çizer takımı şehirdeydi. Artık eski buluşmalar, kaynaşmalar onlar için bitmişti. Şehirle kasabanın arası arabayla bile çok uzaktı. Eşinin buna sesi çıkmıyordu çünkü onlarla içli dışlı olmaktan çok da keyif almıyordu ama bunu Melda’ya belli etmediğini sanıyordu. Ne saflık ama.. Melda bunun farkındaydı ve eşini mutsuz görmek onu da mutsuz ediyordu. Zaten kasabaya geri dönme fikrini bu yüzden kabul etmişti.
Şimdi herkes mutluydu. Eşi, çocukları ve kasaba halkı. Kasabadakiler Melda’yı unutmamışlardı tabii ki hatta geri döndüğüne çok sevinmişlerdi. “Buralarda okumuş birilerinin olması iyi, bizim de işimiz olunca siz halledersiniz artık. ” demişlerdi.
Kısacası herkes kendi çıkarlarını koruduğu için çok mutluydu ama Melda artık o kadar da mutlu ve neşeli değildi. Yazarlıktan uzaklaşmamıştı elbet hatta pek çok bakımdan manzarası, bahçesi, kış bahçesi, çatırdayan soba onun zihnini büsbütün açmıştı, bu da yazdıklarına olumlu yansıyordu. Çocukları bahçede koşa güle oynayınca “şehirde apartman çocuğu olurlardı” diyip kendini daha iyi hissettiği anlar da çok oluyordu. Eşi avukatlık işlerini uzaktan halledip duruşmalara şehre gidip arkadaşlarında kalabiliyordu.
Burada yaşamamaları ve hayatın yolunda olmaması için hiçbir sebep yoktu aslında. Halbuki Melda tam tersini hissetmekten kendini alamıyordu.
