Zaten hep şehre yeni biri gelince ya da gidince maceralar başlamaz mı?
Bu öyle bir hikaye değil ama. Kimsenin gelip gitmediği bir macera bu. Yaşayan için artık sıkıcı ve kısacık.
Melda kış bahçesinde oturmuş geçip giden yılları düşünüyordu. Ne ara olmuştu bunların hepsi? Ne ara bu kadar büyümüş yetişkin bir kadın olmuştu? Saat daha çok erkendi ve kocasıyla çocukları içeride uyuyorlardı. Kar her yeri kaplamış ama içerisi sıcacıktı. Onların huzurlu uykuları Melda’ya garip bir mutluluk ve neşe katıyordu.
Düşüncelerinin anzısın dağıldığını hissedince bunun aklının ona bir oyunu olduğunu düşündü. Belki de ilahi bir güçtü bu. “Sahip olduklarını sorgulama!” Bir uyarı da olabilirdi.
Ne var ki o ilk baştaki düşüncelerine geri döndü. Bu evdeki ilk yıllarına, gençliğine gitti aklı. O zamanlar burası o kadar gelişmiş bir kasaba değildi. Bir avuç insan yaşardı ve herkes birbirini tanırdı. Yani “el alem ne der?”‘in tam olarak yaşandığı bir kasabaydı burası.
Melda 16 yaşındayken kendini, hislerini, zekasını, isteklerini ve arzularını yeni yeni keşfetmeye başlamıştı. Her şeye rağmen bu küçük kasabada, küçük evlerinin kocaman bahçesinde yaşamak ona huzur veriyordu.
Babası ilçenin önde gelen esnaflarından birisiydi ve okumuş bir adamdı. Bu yüzden biricik kızı Melda’nın da eğitimli, bilgili ve görgülü birisi olmasını istiyordu. Şimdi düşününce Melda babasının isteğini yerine getirmişti heralde.
O dönem kitap zar zor bulunan ve halk tarafından “gereksiz” olarak atfedilmiş bir şeydi. “Ne gerek var? Ne yapacaksın okuyup da? Elin bir iş görsün ne bu böyle”…
Tüm bu söylenenler Melda’nın babasına göre cahil insanların söyleyeceği türden şeylerdi. Kızına şehirden sık sık Charles Dickens, Virginia Woolf, Sylvia Plath, James Joyce gibi büyük yazarların kitaplarından getiriyordu.
Melda’nın yılları geçmesine rağmen favori kitabı hala Oliver Twist’ti. Evlerinin kocaman bahçesinde büyük çınar ağacının altına yatıp kitap karakterleriyle arkadaş olmayı çok severdi.

“Ne kadar hayat dolu bir kızdım ben” diye geçirdi içinden Melda. Nerede kaybetmişti o umutları, hayalleri, neşeyi? Düşünceleri kaynayan suyun sesiyle bölündü. Küçük kızının da içeriden kıpırdandığını duyabiliyordu.
Bu düşüncelerini kenara bırakmanın ve anne Melda, eş Melda olma zamanının geldiğini anladı. Birey Melda olmayı da mı bırakmıştı artık? Tek vasfı anne ve eş mi olmaktı acaba?


“Çınar Altında Büyüyen Hayaller” için 2 yanıt
Tek kelimeyle harika ! Okurken dalıp gidiyorsun uzaklara.
Teşekkür ediyorum 🙏🏻🩷