Son zamanlarda Sally Rooney ismini sıkça duymuş olabilirsiniz. Çoğu okur onu “Normal İnsanlar” kitabının yazarı olarak tanıyor. Nisan 2022’de “Güzel Dünya Neredesin?” eseriyle iyice tanınmaya başladı.
Rooney oldukça genç bir yazar desek yanlış olmaz. İrlanda doğumlu yazarın edebiyata dinamik ve sağlam kalemiyle yeni bir nefes olduğunu düşünüyorum. İlk kitabını 2017 yılında çıkarmış olsa da çoğumuz daha önce de söylediğim gibi “Normal İnsanlar” kitabı ile tanıma fırsatını yakaladık.
Genellikle kitaplarında gündelik bir yaşamı, basit ve sade bir dille anlatıyor. Karakterler arası zıtlıklar, hayattaki olağan sorunlar sizi kitabın içine iyice çekip sanki siz de kitabın karakterlerinden biriymişsiniz hissi veriyor.

Gelelim kendi kişisel yorumumu yapacağım asıl kitaba, Güzel Dünya neredesin? Gerçekten güzel dünya neredesin? Gerçekten var mısın? Yoksa sadece kitaplarda ve filmlerde misin? Rooney’e göre zannediyorum güzel dünya kendi içimizde.
Öncelikle üzgün ve mutsuz bir kitap değil çünkü ben öyle kitaplar okumaktan çok hoşlanmıyorum. Bu konu da bana güvenebilirsiniz. Kitapta, iki arkadaşın aralarında geçen e-mailleşmeler sonucu hayatlarında olup bitenleri okuyoruz. Bir Alice’in ağzından okuyoruz bir Eileen’in ağzından. Bu iki ana karakter olan kızların hayatlarına tam ortasından tabir-i caizse balıklama dalış yapıyoruz. Üniversiteden arkadaş olan bu ikili, bağlantıları ara ara kopsa da hep en iyi arkadaş kalmayı becerebilmişler.
Çok fazla içeriğini anlatıp sürprizi kaçsın istemiyorum tabii ama güzel ve bilgilendirici bir yorum olsun istiyorum. Alice bir yazar, Eileen ise üniversitede girdiği dergi de hala editörlük yapan biri. Eileen İrlanda’da kalmaya devam ederken Alice bir süre Amerika’da yaşamış ve sonra sağlık sebebiyle ana yurduna geri dönmüş. İşte tam burada biz okurlar başlıyoruz okumaya. Kızlar bir süre görüşüp konuşmamışlar şimdi de e-mail ile hayatlarındaki insanları, kaygılarını, günlük yaşantılarını ve ikisinin de en sevdiği alan olan edebiyatı konuşuyorlar. Bir nokta da yüz yüze de görüşüyorlar ve tam o sırada içimden dedim ki : SONUNDA!

Bu kadar olay olurken uzun zaman görüşmeyip telefonlaşmayıp sadece e-mail göndermeleri canımı sıkmaya başlamıştı. Buluştukları zaman aralarındaki ilişkiyi, etrafa yaydıkları enerjiyi ve hislerini o kadar net hissedebiliyorsunuz ki yazara bir kere daha hayran kalmamak mümkün değil.
Eileen daha sakin, canlı, sıcak bir insanken Alice soğuk, suratsız ve içine kapanık bir görüntü çiziyor. Beraberken bunun tam tersi harika bir ikili izlenimi veriyorlar. Okurken zaman zaman birbirlerine nasıl katlanıyorlar dedirtse de kitap çok üzüldüm çünkü gerçek hayata döndüm. Öte yandan o kadar gündelik konular işleniyor ki hiç hayattan da kopmamış gibiydim.
Kitabın gündelik insan ilişkilerini işlemesi sizi yanıltmasın, kesinlikle sıkıcı bir kitap değil. Aksine çok akıcı, olaylar ve karakterler birbirlerine mükemmel şekilde bağlanmış, geçmişleri havada kalmayan dolu dolu bir kitap.
Kitabın adında da yola çıkarak okurken size dertli dertli “güzel dünya neredesin?” diye sorduran kitap, bittiği zaman aynı sorunun yüreğinizi ısıtan bir hal alıp yüzünüze bir gülümseme kondurduğunu göreceksiniz.
Bu kitaptan genel çıkarımlarım hayatın olağan bir akışı olduğu ve güzel dünyayı ancak kişinin kendisinin yaratabileceği. Olağan akış zaman zaman sıkıcı, zaman zaman üzücü zaman zaman da keyifli oluyor. İnsan var olduğu sürece kaygılar, endişeler, üzüntüler, mutluluklar, sevinçler hiç kimsenin peşini bırakmayacak. Bunun yanında isteklerinize kulak verirseniz ve kalbinizi dinlerseniz ancak o zaman güzel dünyaya sahip olmanız mümkün olabilir.
