Sokrates’in dediği gibi, “Aslında zamanımız dar değil, sadece biz onu çok fazla harcıyoruz.”
Bu alıntı üzerine çok düşündüm, halbuki kitabında neredeyse 200. Sayfasını devirmek üzereydim. Aydınlanma birazcık geç oldu sanırım, aynı Emma gibi.
Uzun zamandır yoktum ama Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum çok lezzetli bir kitaptı. Siteye yazmaya dönmek için harika olduğunu düşünüyorum. Okurken durdum düşündüm, kendimi buldum, kendimi kaybettim, aktiviteleri yapmaya çalıştım.
Kitabı uzun zaman önce almıştım ve kitaplığın bir yerinde unutmuştum. Son okuduğum kitaptan sonra dişime göre lezzetli bir şeyler arıyordum. Okudukça ve ufkum genişledikçe bir zevk ve tat meselesi ortaya çıktı. Her yeni çıkan kitabı alma hastalığım son buldu çünkü artık her şeyi okumak zorunda olduğum kuralını bozmayı başardım.
Her neyse, kitabın arkasını okuyunca kişisel gelişim kitabı zannettim önce ama ben kişisel gelişim kitabı okumam ki! (Yanlış anlaşılmasın herkesin emeğine saygım sonsuz, sadece tür bana hitap etmiyor.) Sonra anladım ki aslında bir romanmış bu. Biraz elime almadan önce araştırma yaptım, – sonradan da fark ettim son sayfalarda benim bulduğum bilgiler zaten yazılmış- yazarın ilk roman denemesiymiş. Bayılıyorum böyle kitaplara sanki yürekten destekliyorum yazarı gibi hissediyorum. Bir gün umarım birileri de beni destekler.

Kitabı elime alınca bırakamadım ama bitirmesi uzun sürdü. Hem çok yoğun bir dönemde 15-20 sayfadan fazlasını okuyamadım -günlük-, hem de Emma gibi durup düşünmeye, karar vermeye belki cesaret etmeye kısacası kendimi bulmaya ihtiyacım vardı. “Buldun mu?” derseniz yok hayır bulmadım hala kendimi kaybettiğim yerde bulmaya çalışıyorum.😊
Geleyim kitaba, Emma isminde kendi hayalimde orta boylarda, soluk tenli, içi yüzüne yansımış, enerjisi çekilmiş bir hanımefendi ana karakterimizi oluşturuyor. Emma Hukuk mezunu birisi ama radyoda çalışıyor, program sunucusu olarak. Aslında mesleğini sevse de son zamanlarda iştahlı çalışamadığını ve bunun patronundan kaynaklı olduğunu düşünüyor. Ailesi ve arkadaşları onun daha çok para kazandığı ve takdir edildiği bir işte çalışması gerektiğini söylese de Emmacığım bu cesareti bulamıyor. Biraz içe dönük ve onaylanma ihtiyacı duyuyor. (Bunun sebebi de annesi, anne kardeşine hamileyken kaybediyorlar ve Emma anne sevgisinden çok anneanne-Manu- sevgisi ile büyüyor.) En yakın arkadaşları da Hukuk okudukları ve Paris’te yaşadıkları için Emma’nın da orada onlarla olmasını istiyorlar. Ay herkes kızcağıza neler söylüyor, vur kafasına al ekmeğini birisi biraz. “Hop kardeşim sizene!” demesi baya bir zaman aldı.
Neyse efendim bir röportaj sebebi ile yazar Julien Voscos ile tanışıyor. Bu tanışma Emma’yı çok etkiliyor ama tabii çekingen olduğundan utana sıkına ses etmeden çekiliyor kabuğuna. Ancak; Julien’in yeni koçluk websitesi ve buna bağlı e-postalar zincirinden oluşacak danışmanlığının denemesine katılma teklifini de es geçmiyor.
Emma’nın hayatı buradan sonra değişti. 2 ay boyunca aldığı e-postalar sayesinde kendini sorguladı, geçmişte yaşadıklarıyla yüzleşti, affetti, kinlerinden kurtuldu, yazdı, ağladı, dans etti, güldü, yeni şeyler keşfetti ve e-postalardaki tüm etkinlikleri tamamladı. Yeni keşiflerini en çok da Aux Bonheurs de Gens’da yaptı, burası değişik konseptli bir kafe. Her gün menü değişiyor, akşamları workshoplar -etkinlik 😊- düzenleniyor. Sahibi Eva ve iki erkek kardeşi Emma’ya çok iyi geldi, önce garipsedi sonra yaşam koçunun e-postalarıyla beraber uyum sağladı. Eva’nın yaşam felsefesi, yandaki kitapçı 80’lik Madeleine’nin şükran defterini ansızın ona bulması, mutluluk üzerine çılgın ama haklı sözleri, arkadaşlarının yorumları ve patronu Eric’in hoşnutsuzluğu Emma’da dengeleri değiştirmesi gerektiğini ve hayatının kontrolünü eline alabileceğini ona gösterdi. Gerçek mutluluğun ne olduğunu, aramanın yollarını gösterdi.
Emma’yla beraber bazılarını ben de deneyimlemeye çalıştım, bu sebeple de kitap bitmedi. Bitirince canım sıkıldı, normalde ben kitaplara ne yazı yazarım ne not düşerim. Hiç hoşlanmam satır aralarını çizmeyi çünkü her okuduğumda farklı şeyler düşündürür diye düşünürüm. İlk kez bir kitabın sayfalarına notlar alıp cümlelerin altını çizerken yakaladım kendimi. O yüzden de aslında yazılarımda çok da yapmadığım şekilde bir alıntıyla başlamıştım yazıma.
Bitirirken de aynı şeyi yapmak istiyorum, sadece Emma’yı değil beni de dönüştürme düşüncesine ittiğin için teşekkürler Veronique Maciejak, Kalem Agency ve Yan Pasaj!
Beni düşünmeye ve dönüşüme inandırdığın için şükran duyuyorum canım kitabım. Mutluluk bu hayatta gerçekten parayla satın alınabilecek bir şey değil, bunu yakalamak ve anın tadını çıkarmayı bilmek çok büyük bir nimet. Bu şansa herkesin erişebildiğini düşünmüyorum – Tabii hayatın herkese adil davranmadığı denklemler için çok üzgünüm-. Mutluluk çoğu insanın sandığının aksine bir varış noktası değil, hayat boyu yürünen bir yolculuktur.
“Mutluluk şimdi ve burada yaşanır, hemen yanı başımızdadır.”
Hayatımdaki tüm güzel şeyler için teşekkürler.
Umarım kitabı alırsınız ve bu kadınlar gününde güzel emekleriniz için en büyük şükranı kendinize duyarsınız.
